Merhaba! Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen/Ya nice okumaktır?
Tüm katkısı olanlarla "kendini bilme" yolunda mesafe alma dileğiyle...

rehberabi

İzleyiciler

Sayfalar

8 Mart 2012 Perşembe

bir ben var siber alemden içerü


gazetelerde okuduğum doğruysa ,ki mantıklı buluyorum,sanal alemdeki olumlu paylaşımlardan etkilenen takipçiler iç geçirme hastalığına(!) yaklanıyormuş. siber alemde tedavüle çıkan tayfanın takipçileri paylaşımların ışıltısına kapılıp hani bana isyanlarında bir müddet takılıp, herkes yahşi de bir ben kaldım yavan mutsuzluk anaforuna kapılıp gidiyormuş..
"sanal ne kadar sanal, facebook sadece facebook olmaktan çıktı" beylik bir okadar da transfer dejenere cümleleri sanal alemin etik kurulu diyebileceğimiz sentetik jenerasyonun şimdilik düşünce borsasında işlem gören siber laflar arasında çoktan yerini almış durumda.
önümüzdeki yıllar ne gösterir bilinmez ama ülke nüfusunun yarısının genç olduğu bir ülkede çekirdekten siber alemde yerini alan bir çocuk türünün de yetişip genç kategorisine geçmeye başladığı bir kuşakla karşı karşıyayız..bu açıdan ülke tarihinin hem en genç olması açısından hem de bilişim çağıyla postmodern ötesi siber zamanlarda yaşamamız açısından kritik bir dönemde yaşıyoruz.
bu açıdan bu genç kuşağa iyi rehberlik yapabilirsek bizi vezir edecek ancak rehberlik yapıp iyi yönlendiremezsek bizi rezil edecek; rezil etmekle de kalmayıp bir asır daha toparlanamıyacağımız dejenerasyon sürecini de başlatacak bir kuşak..
nitekim rezil olma emarelerini googlenin istatistiklerinde görmemiz mümkün. gayr-i ahlaki sitelere girme grafiği maalesef bir çok ülkeyi geride bırakan ilk onda yer alamaktayız yaş gruplarına baktığımızda ise ergenlik çağ nüfusumuzun merak sıralamasında dünyayı geride bırakmış uzaydan bile farkedilebilecek etik dejenarasyona doğru kaymakta olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız..evet tıkladıklarımız bizi kitlesel anlamda gıdıklamaya başladığında güleriz ağlanacak halimize.
tedbirin, eyvahın para etmediği arsız zamanlarda eriyip giden millet olma bilincimizi kaybettik hükümsüzdür ilanına çıkıp yeni popüler kültürün emrettiği kalıbımızın sığmadığı bir kimlikle idare ederiz artık..
geç olmadan ; yaklaşan sosyal tusunaminin farkında mısınız?

14 Aralık 2010 Salı

BEKLENTİ YÖNETİMİ, İNSAN VE ÖĞRENME

Eğer bir konuda beklentilerinizi iyi yönetebilirseniz iyi konsantre oluyorsunuz demektir. Bu da öğrenemeyeceğiniz bir şey yok demektir.
Herkes için iş yönetimi, dil ve iletişim becerisi kazanmak, matematik, fizik, kimya, biyoloji, sosyal, gitar vb. öğrenmek kolaydır. Kimisi bunu daha çok ister daha önce başarır. Kimisi daha az denemiştir bunun için başaramamıştır.
Başarı bir süreçtir, başarısızlık ise bir sonuçtur. Başarı planlanır sonuç olumsuzsa tekrar denemeye devam edilir, eksikler bazen yeni buluş gerektirebilir.
Öğrencilerin insana dair tecrübesiz yaklaşımlara kurban giden en etkin eylemleri olan öğrenmede başarısız oluşlarının altında yatan en temel neden duygusal anlamda beklentilerinin farkında olmamaları ve bunları kontrol edememeleri. Zaten genç bireylerin tecrübeyle buluşması bu yetersizliğinden dolayıdır. Bu farkındalık olmadığı için de kendisini tecrübe yolunda daha az zararla ilerletecek kaynakların, anne- baba, öğretmen vb. değerlerin kıymetini bilememekte, onlara ilişkin lakayt bir tutum sergileyebilmektedir.
Bu kıymet bilememe sürecinde teknolojik faktörlerin de rol alması öğrenciyi kendini keşfedemeden merak gemisiyle dipsiz kuyularla dolu bilgi denizi internet âlemlerinde fersah fersah yol almaya itecektir. Her bilgisayarı kapattığında kendi gerçeğiyle; aslında hiçbir yere varamadığıyla karşılaşmakta ve bu hayal kırıklığını yaşamamak için daha çok sanal ortamlarda takılmaya, bağımlılaşmaya başlamaktadır. İşte burada sosyalleşemeden kendi değerlerini hazmedip değerleşemeden başkalarının değerleriyle sosyal ağlarda popüler kültürün amigosu olmaya başlıyor.
Olsun bu dünya gemisinde kimisi kaptan, kimisi tayfa ya da yolcu olabilir, kimseyi dışlayamayız; bize herkes lazım. Diye teselli bulabiliriz. Ama yapılması gereken; “ben neden kendimi, gerçekliğimi keşfedip yapabileceğimin en iyisini yapabiliyor muyum?”Ya da “olmam gereken yer burası mı, bana layık gördüğüm yaşam biçimi yeteneklerimin çok altında diye zihnim beni kemirmeye başladığında ne yaparım” diye sorgulama.
Bu yetenek israfının önüne geçebilmek için gençlerin çocukların ilgisini çekecek rehberliğe ihtiyaçları var zira onların yetişkin hallerine dair empati kurmaları oldukça zordur. Bu konuda bizim yetişkinlerin bu anlamda sosyal sorumluluk almaları beklentilerin çağdaş anlamda inşası ve güncellenmesi süreçlerini kapsayan beklenti yönetimi konusunda düşünme yeteneklerini geliştirmemiz gerekiyor.
Beklentilerimizi iyi yönetememek toplum tarafından iyi anlaşılamadığını ve haksızca topluma yönelik eleştirel bir tutum sergilememize de neden olabilir. Beni anlamayanı ben de takmam pozisyonuna geliriz ki “fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış” durumu ortaya çıkar. İşte toplumdaki ayrımcılık gibi ölümcül sosyal sorunların da temelinde beklentilerimiz ve iletişim kazalarımız yer almakta. Ayrımcılık da ayrımcılarla sürtüşmek de hata; benim için herkes insan ve önemsenmeye değer kanaatini söylemek yeterli olduğunu düşünüyorum. Bu sorunu kendi iç dünyamda rahatsız edici olmaktan bu şekilde çıkardıktan sonra dışa yansıyan noktada sorunla mücadele edebilirim.
Sorun insanlardan beklentilerimizde. Özellikle deklare edilmeyen beklentilerde. Platonik aşk gibi beklentilerimizle yanar kavruluruz da zannederiz ki bu beklentilerimiz hedef kişi ya da kitlenin malumudur. İşte karşılığı olmayan para basar gibi zihnimiz sanal bir dünya kurgular onu beklentilerle şişirdikçe şişiririz de karşılığı olmadığını anladığımız anda yıkılırız ki buna hayal kırıklığı deriz.

Hayal kırıklığı hayat kırıklığına dönüşerek de sonuçlanabilir ki bu da sanal ortamda oluşturduğumuz beklenti anaforuna gerçekliğimizi kaptırmamız demektir. Bu tür anguazlara düşmemek için beklenti yönetimi adı altında bilinçli iletişime dayalı gerçekçi beklentiler inşa etmeliyiz. Bunu da muhataplara deklare etmeliyiz. Yoksa fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış pozisyonunda hayal kırıklıklarının yol açtığı hayat kırıklıklarıyla boşuna enerji tüketiriz.

20 Kasım 2008 Perşembe

SANATTAN ARDA KALAN İNSANLIK

Yüce Yaratıcımızın yer yüzündeki halifesi olduğumuzun ispatı insanoğlunun biricik oluşu ve bunun tecellisi sanat eseri ortaya koyabilmesidir.Sanat eserini sanat eseri yapan özelliklerden birisi de orijinal;biricik ,nev-i şahsına mahsus olmasıdır.Bu orijinallik insanoğlunun süretinde doğuştan var ancak siretine işlemesi için teori ve pratik gerektiriyor.İşte ALLAH Kur’an-ı Kerimde Sani isminin tecelli edip insan olma vasfına bürünmemiz için “oku” emrini gayet net bir şekilde veriyor ki bu teoriye bakan yönüdür.Bir başka ayette :”insanoğlu için ancak emeğinin karşılığı vardır”diyerek bizi pratiğe,çalışmaya,denemeye teşvik ediyor.
Bediüzzaman” Sözler” adlı eserinde “Allah’ın 99 isminin insanoğlunun fıtratında( ya da DNA’sında A.K.) şifrelenmiş olduğunu ve ancak bu şifrelerin imanla latifeye dönüştüğünü” belirtiyor.İşte Allah’ın bir ismi de sanatla ilgili SANİ olduğuna göre sanat isminin tecellisi de inanmaya bağlıdır.Çünkü bir başka ayette de :”inanıyorsanız üstünsünüz” diyor.O halde üstün mükemmel eserlerle medeniyet tesis eden milletlerden olmak istiyorsak,inanmalı ve inandıklarımızı emekle ,eserlerle görselleştirip varlığımızı en güzel surette ortaya koymak zorundayız.Zira bu güzellik mükemmeli tesis etme fıtratımızda var,çünkü yine bir ayet-i kerimede insanoğlunun en güzel surette yaratıldığı vurgulanıyor.Dünya bu fıtri kanunlara riayet eden insanlarla mamur olmuştur ve olacaktır.
Hiçbir medeniyet alın terinin damlamadığı yerde yükselmemiştir ve sinesinde ahlaki kaygı taşımayan dimağlarla gelişmemiştir. Medeni oluşumuzun göstergelerinden biri de sanata dair ortaya koyduğumuz eserler ve ona verdiğimiz değerdir.Rahmetli SABANCIAltın Harfler” adlı yetmiş parça hat eserinden oluşan sergisini New York’ta sergilerken içeri bir yaşlı hanımefendi girer ve hayretle şöyle dediğine tanık olunur: “Aaa!Türkler insanmış”.Neden bu tepkiyi verir;yıllarca Türkleri karalayanlar anlatmış ,kanaatler bu yalanlar üzerine “barbar türk” olarak kalmış.İşte bu yalanı size ait sanat eserleriyle bir sergiyle yerle bir ediverdiniz.Neden çünkü sanatla barbarlar uğraşmaz,sanat yerleşik kültürü olan medeni insanların faaliyet alanıdır.Ayrıca sanatın gücünü de ifade eden nitelikli bir tanıtım faaliyeti söz konusu.Katkı sağlayanları tebrik ediyoruz.
Ömrünü insan olabilmenin sırrını keşfetmeye adamış nice sanat adamlarına ,eserlerine hal ve tutumlarına bakınız ;gönül insanı olduklarını görürsünüz.Merhameti bohem hayata tercih edişlerini görürsünüz.Eğer bohem hayatı seçenler varsa bilin ki kalıcı değillerdir,maddi çevrelerinin inşa ettiği bir sanatkar görünümleri ve şöhretleri vardır.Asla bir gönülde yerleri yoktur ya da kalıcı değillerdir.
Yunus Emre’den Mevlana’ya,Akif’ten A.Nihat Asya’ya ,Dede Efendi’den Hacı Arif Bey’e bu samimiyetle örgülenen meşki dikkatle bakarsanız görürsünüz.Bu hat sanatının tezhib sanatının ebru sanatının üstatlarında da böyledir.Hatta bu şefkatli ruh bu sanatla uğraşan çağdaş üstatlarda da açığa çıkar;onların meclislerinde sadece yetenek ve bilgisi değil sizi etkileyen aldığınız manevi hazla adeta büyülenirsiniz.İşte o büyüleyici cazibe Allah’ın Sani ismininin çalışa çalışa o sanatçı da tecelli etmesidir.Buna tasavvuf ehli sıbgatullah(Allah’ın boyası) der.Batı Medeniyetinde bu manevi cazibenin Allah’tan geldiğini bilmeyenler, kendinden bilmiş; şımarıp bohem bir insan tibini topluma örnek sunmuşlardır.Bizde ise son dönem pozitivist aydınlar hariç bu manevi cazibenin merkezinde Allah olduğunu bildiği için gönül insanı tibini temsil etmiş ,yetenekleri tezayüd ettikçe tevazu ve mahviyet kanatları ardına kadar açılmış asıl SANİ –İ ZÜLCELAL’e teveccüh etmişler.
Her şey O’ndan bilme kültürü insanı putlaştırmanın da önüne geçmiş ,insan insan olarak kalmıştır.Bu insanoğlunun tarihte en uzun soluklu insan kalabilmesini sağlamış,mitleştirilmesini engellemiştir.İşte Üstad'ın(k.s.) hakiki imanı elde eden insanın insan kalma macerasının sırrı belki de burada saklı olduğuna inanıyorum.Hatta kainata meydan okuma sırrı ;O’na dayanıp O’ndan bilme sırrı.

5 Nisan 2008 Cumartesi

ADANMIŞLIK

Hedeflerimize ne kadar adanmışız?Hedef varsa hareket de olmalı değil mi?Hedeflerimiz konusunda samimi olduğumuzu nasıl isbatlayabiliriz ki...
O zaman işe düşüncelerimizi denetlemekle başlayalım.Zamanın en kıymetli hazine olduğu gerçeğini düşünelim.Boşa gitmesine mani olmak için plan yapmalısın. Her gün kulağından çekip planın başına geçip ne yapman gerektiği konusunda talimatları yerine getirmezsen başkalarının emri altına gireceğin gün yakın demektir.
PLANIN YOKSA GELECEĞİN DE YOK DEMEKTİR.Tesadüflerle varılacak hiçbir menzil yoktur.İşte adanmışlık; uzun vadede hedeflere kilitlenmen ,varlığını hedeflerinle özdeşleştirme sürecinin adı.Kendini gerçekleştirme süreci de diyebiliriz.Varsan hedefin var demektir.Bu sürecin farkında olmak ve bu sürece aktif katkı sağlamak hayatta olduğunun delili.
Mü'min olmak adanmışlıkla birebir ilişkili kavram.Modern kavramları içselleştirme sorunu yaşayan mümin terminolojisi gerçekten his dünyamızda da karşılığını bulan bu yeni kavramla dost olmalı.Yeni dille yetişen nice taze gönülleri ortak bir dille aydınlatmalı. Nice adanmış gönüllere 'bir soluk da sen üfle daralan gönüllere' sloganıyla merhaba diyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum.Sevgi dilinde buluşmak ümidiyle...