Yüce Yaratıcımızın yer yüzündeki halifesi olduğumuzun ispatı insanoğlunun biricik oluşu ve bunun tecellisi sanat eseri ortaya koyabilmesidir.Sanat eserini sanat eseri yapan özelliklerden birisi de orijinal;biricik ,nev-i şahsına mahsus olmasıdır.Bu orijinallik insanoğlunun süretinde doğuştan var ancak siretine işlemesi için teori ve pratik gerektiriyor.İşte
ALLAH Kur’an-ı Kerimde
Sani isminin tecelli edip insan olma vasfına bürünmemiz için “
oku” emrini gayet net bir şekilde veriyor ki bu teoriye bakan yönüdür.Bir başka ayette :”
insanoğlu için ancak emeğinin karşılığı vardır”diyerek bizi pratiğe,çalışmaya,denemeye teşvik ediyor.
Bediüzzaman” Sözler” adlı eserinde “
Allah’ın 99 isminin insanoğlunun fıtratında( ya da DNA’sında A.K.) şifrelenmiş olduğunu ve ancak bu şifrelerin imanla latifeye dönüştüğünü” belirtiyor.İşte Allah’ın bir ismi de sanatla ilgili SANİ olduğuna göre sanat isminin tecellisi de inanmaya bağlıdır.Çünkü bir başka ayette de :”
inanıyorsanız üstünsünüz” diyor.O halde üstün mükemmel eserlerle medeniyet tesis eden milletlerden olmak istiyorsak,inanmalı ve inandıklarımızı emekle ,eserlerle görselleştirip varlığımızı en güzel surette ortaya koymak zorundayız.Zira bu güzellik mükemmeli tesis etme fıtratımızda var,çünkü yine bir ayet-i kerimede
insanoğlunun en güzel surette yaratıldığı vurgulanıyor.Dünya bu fıtri kanunlara riayet eden insanlarla mamur olmuştur ve olacaktır.
Hiçbir medeniyet alın terinin damlamadığı yerde yükselmemiştir ve sinesinde ahlaki kaygı taşımayan dimağlarla gelişmemiştir. Medeni oluşumuzun göstergelerinden biri de sanata dair ortaya koyduğumuz eserler ve ona verdiğimiz değerdir.Rahmetli
SABANCI “
Altın Harfler” adlı yetmiş parça hat eserinden oluşan sergisini New York’ta sergilerken içeri bir yaşlı hanımefendi girer ve hayretle şöyle dediğine tanık olunur: “
Aaa!Türkler insanmış”.Neden bu tepkiyi verir;yıllarca Türkleri karalayanlar anlatmış ,kanaatler bu yalanlar üzerine “
barbar türk” olarak kalmış.İşte bu yalanı size ait sanat eserleriyle bir sergiyle yerle bir ediverdiniz.Neden çünkü sanatla barbarlar uğraşmaz,sanat yerleşik kültürü olan medeni insanların faaliyet alanıdır.Ayrıca sanatın gücünü de ifade eden nitelikli bir tanıtım faaliyeti söz konusu.Katkı sağlayanları tebrik ediyoruz.
Ömrünü insan olabilmenin sırrını keşfetmeye adamış nice sanat adamlarına ,eserlerine hal ve tutumlarına bakınız ;gönül insanı olduklarını görürsünüz.Merhameti bohem hayata tercih edişlerini görürsünüz.Eğer bohem hayatı seçenler varsa bilin ki kalıcı değillerdir,maddi çevrelerinin inşa ettiği bir sanatkar görünümleri ve şöhretleri vardır.Asla bir gönülde yerleri yoktur ya da kalıcı değillerdir.
Yunus Emre’den Mevlana’ya,Akif’ten A.Nihat Asya’ya ,Dede Efendi’den Hacı Arif Bey’e bu samimiyetle örgülenen meşki dikkatle bakarsanız görürsünüz.Bu hat sanatının tezhib sanatının ebru sanatının üstatlarında da böyledir.Hatta bu şefkatli ruh bu sanatla uğraşan çağdaş üstatlarda da açığa çıkar;onların meclislerinde sadece yetenek ve bilgisi değil sizi etkileyen aldığınız manevi hazla adeta büyülenirsiniz.İşte o büyüleyici cazibe Allah’ın Sani ismininin çalışa çalışa o sanatçı da tecelli etmesidir.Buna tasavvuf ehli sıbgatullah(Allah’ın boyası) der.Batı Medeniyetinde bu manevi cazibenin Allah’tan geldiğini bilmeyenler, kendinden bilmiş; şımarıp bohem bir insan tibini topluma örnek sunmuşlardır.Bizde ise son dönem pozitivist aydınlar hariç bu manevi cazibenin merkezinde Allah olduğunu bildiği için gönül insanı tibini temsil etmiş ,yetenekleri tezayüd ettikçe tevazu ve mahviyet kanatları ardına kadar açılmış asıl SANİ –İ ZÜLCELAL’e teveccüh etmişler.
Her şey O’ndan bilme kültürü insanı putlaştırmanın da önüne geçmiş ,insan insan olarak kalmıştır.Bu insanoğlunun tarihte en uzun soluklu insan kalabilmesini sağlamış,mitleştirilmesini engellemiştir.İşte Üstad'ın(k.s.) hakiki imanı elde eden insanın insan kalma macerasının sırrı belki de burada saklı olduğuna inanıyorum.Hatta kainata meydan okuma sırrı ;O’na dayanıp O’ndan bilme sırrı.